Reklam
TANABATA GECESİ PDF Yazdır e-Posta

Pazar, 09 Temmuz 2017 17:12

7 Temmuz gecesi, Japonya'da olduğu gibi İzmir'de de Tanabata gecesi vardı. İzmir Büyükşehir Belediyesinin sağladığı imkan ile Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinde gerçekleştirilen konserde tema Japonların köklü geleneği TANABATA'ydı. 
Bu etkinliğimizde emeği geçen herkese JİKAD olarak teşekkür ediyoruz; masalları ile bizleri yüzyıllar öncesinde bir yolculuğa çıkartan Didem Köktaş ve Yavuz Akalın’a,  koto ve keman için bestelenen eserlere eşlik eden değerli keman sanatçımız Erkin Onay’a,  desteğini bizden hiçbir zaman eksik etmeyen İzmir sevdalısı Atsuko Suetomi ‘ye sosuz minnettarlığımızı sunuyoruz.

Köklerini bir Çin halk destanından alan Tanabata, Japonya'da çoğunlukla yedinci ayın yedisinde kutlanır.Samanyolunda yaşayan ve yılda sadece bir gece buluşmalarına izin verilen, iki sevgilinin yani Vega ve Altair yıldızlarının kavuştuğu gecedir. Japonlar dileklerin kabul edileceğine inandıkları bu gecede "tanzaku" denilen renkli kağıtlara dileklerini yazıp, bambu ağacına asarlar. 

AASSM 'de bambu dilek ağacına tanzakular ile dileklerini asan katılımcılar.

 

  • Konserin koto ve keman sanatçıları ile açılan ilk bölümünde ilk olarak dünyadaki en ünlü koto parçası diyebileceğimiz ve Michio Miyagi tarafından bestelenen "Haru no umi- İlkbaharda Deniz" eserini dinledik.
  • Bu eser koto ve geleneksel Japon flütü shakuhachi (şakuhaçi) için 1929 senesinde bestelenmiş, o zaman ki Japon klasik müzik dünyasında yeni bir ses olduğu için kabul edilmesi zor olan eser bir turnesi için Japonya’ya gelen Fransız kadın müzisyen Renee Chemet tarafından çalınınca  başta Fransa olmak üzere Avrupa’da, Amerika’da ve Japonya ‘da çok popüler olmuş.
  •  


Atsuko SUETOMİ ve Erkin ONAY; Haru no Umi ile sahnedeler.

 

Gecelerin eşsiz süsü Ay, bizde  bir güzelliği tarif ederken nasıl kullanılıyorsa "ay parçası" diye, görkemli ayın ışıkları gökten yağarken o ışıkları su damlaları gibi teninde hissetme mutluluğu da Japonlara aittir. Konser keman ve koto ile seslendirilen bestesi Tooru Kuciragaoka'ya ait olan " Tsuki no  shizuku - Ay Damlası" ve ardından koto müziğinin önemli eserlerinden bestesi Hideaki Kuribayashi'ye ait Emu ile devam etti.

 

 

 

  • Koto bilmeyenler için kısaca açıklamak gerekir ise;  yaklaşık ikibin senedir Japonya’da çalınan bir çalgıdır. O zaman ki hali şimdikinden daha küçük ve altı tellidir. Bugün çalınan onüç telli koto ise bundan bin sene önce Çin’den gelmiştir. Çin, Güney Kore gibi diğer Asya ülkeleri kültürlerinde de koto enstrümanı vardır, ancak nota düzenleri etnik kökenlerine ve zevklerine göre farklılık göstermektedir. Japonlar naif, zarif sesleri tercih ederler. Kotonun malzemesi pavlonya ağacıdır, telleri genelde ipek iken günümüzde naylon türü bir malzeme olan tetron’ dan da yapılabilmektedir. 
  • İlk bölümün son parçası ise koto solo ile "Gaku" ydu. Bestecisi Atsuko Suetomi’ nin de hocası olan ve yüz senede bir gelir denen dahilerden koto üstadı aynı zamanda koto bestecisi Tadaoo Savai ‘dir. Gaku Japonca müzik anlamına gelir.  Japonlar çok eskiden beri,  bir an’da içimizi sevinç,hüzün,heyecan gibi hislerle dolduran olaylar karşısında “kinsen ni hureru-gönlümün koto teline dokundu” diye söylerler. Gönlümüzdeki koto telleri çalar, bir müzik olur o an. Besteci Savai de eserini, işte böyle, “içimde duyduğum müzik” olarak açıklamış. 

 

  • Atsuko SUETOMİ, müziği ile hepimizi eşsiz bir atmosfere taşıdı,ayakta alkışlıyoruz!
  •  
  • Konserin ikinci bölümünde; masal anlatıcısı Didem Köktaş ile ney ve tanbur sanatçısı Yavuz AKALIN sahne aldılar. Didem hanım, beşinci ayın beşinde gerçekleştiğine inandığımız Hızır ve İlyas'ın buluşması ile Japonları yedinci ayın yedisinde olduğuna inandıkları iki sevgili Orihime ve Hikoboshi'nin kavuşmasını  masallaştırarak aktardı.

 

 Didem KÖKTAŞ ve Yavuz AKALIN ile yüzyıllar öncesine yolculuk...

 

Peki neymiş bu Tanabata gecesinin özelliği, kısaca aktaralım.

Samanyolunun bir kenarında yaşayan Gökyüzü Tanrısısının bir kızı vardı, adı Orihime idi.(Ori dokuma, hime de prenses anlamına geliyor). Lyra takımyıldızının parlak beyaz ışıklı yıldızı Vega, başka adıyla Orihime , dikiş ve dokuma işlerini idare eden yıldız diye bilinirmiş.

Orihime’nin bir tezgahı varmış ve tanrılar için elbiseleri dokuyormuş. Orihime çok güzel dokuma yapıyor ve bütün tanrılar onun diktiği bu elbiseleri giyiyor olmaktan çok memnun oluyorlarmış.Orihime’nin artık evlenecek yaşa geldiğini düşünen babası, yani gökyüzü tanrısı bir gün ona uygun damat  bulmaya karar vermiş. Her yerde aramış kızına layık bir damat bulmaya çalışmış.Sonunda samanyolunun kıyısında ineklere çobanlık yapan Hikoboşi adında bir delikanlıyı uygun bulmuş. 

Aquila takımyıldızlarındaki en büyük yıldız olan Altair, başka adıyla Hikoboşi yıldızı da tarım ve hayvancılık işlerini idare eder diye düşünülürmüş. Hikoboşi, çok çalışkan ve parlak,yiğit bir delikanlı, Orihime de çok iyi kalpli,nazik ve güzel bir kızmış.İkisi birbirine görür görmez  aşık oluvermişler  ve fazla zaman geçmeden evlenmişler. Mutlu evlilik hayatını yaşamaya başlamışlar, herkesi imrendirecek kadar birbirilerini seviyorlarmış. Ancak onları çalışmayı bırakıp her gün sadece birbirileriyle ilgileniyor ve geziyorlarmış. Başlamış halk söylenmeye.

- Orihime’ nin dokuma işini bıraktığından beri hiç yeni elbise yapılmıyor, herkes eskimiş elbiseyle idare ediyor…

-  Ama  bu böyle olmaz , lütfen ona dokuma işine dönmesini söyleyin...

- Hikoboşi’de  ineklere bakma işini bırakmış,  bütün inekler hastalanıyormuş!

Herkes Gökyüzü  tanrısına bu şikayetlerle geliyormuş.Gökzüz tanrısı çok kızmış ve birbirini seven karı kocayı ayırmaya karar vermiş ve demiş ki,  "Siz ikiniz bundan sonra artık saman yolunun iki tarafında, doğu ve batıda ayrı ayrı yaşayacaksınız".O günden beri hergün ağlayıp Hikoboşiyi özlediğini söyleyen hüzünlü Orihime’yi görünce, Gökyüzü tanrısının yüreği acımış "Yılda bir kere 7 temmuz gecesi onunla görüşmene izin vereceğim" demiş. O günden sonra  Orihime dokuma işine dönmüş ve senede bir kere Hikoboşiyle görüşebileceği gününü dört gözle bekleyerek her gün özenle çalışıyormuş.Aynı şekilde saman yolunun obür tarafındaki Hikoboşi de o gününü bekleyerek ineklere bakma işinde gayret ediyormuş.

Bekleyip bekleyip zaman geçince,  7 temmuz gecesi gelince,  Orihime, saman yolunu geçer ve Hikoboşinin kucağına kendini atarmış. Ancak o gece çok  yağmur yağar da, saman yolu su ile dolarsa  Orihime karşıya geçemiyormuş.  Ama merak etmeyin o zaman Saksağanlar  uçup gelir ve Orihimenin geçebilmesi için saman yoluna bir köprü oluştururlarmış.

İşte efsanede böyle yazılıp günümüze gelmiş.

Didem Köktaş, Orhan Kemal'in  "Herşey bir anda oldu"  şiiri ile...

 

Dilek ağacı için verilen arada sonra devam eden üçüncü bölümünde ise koto ve keman ile seslendirilen üç eser daha dinledik. Japonların geleneksel sanat eserlerinde duygularını doğa üzerinden işlemeleri önemli özelliğidir. Bu müzikte de böyledir. Japonya'nın adeta sembolü olan "sakura" ise bir çok sanat yapıtında en çok kullanılanların başında gelir.   Sakuranın güzelliği, sadece çiçeklerinin açtığı zamandaki görkemli görünüşü seyretmek değildir. Taç yaprakların kopup havada süzülerek yere düşüşü, yani  ~ yurari yurari ~ dans edişi, faniliği hissettirir. Japonların güzellik anlayışında bu gelip geçicilik duygusu hep vardır. Böyle bir eser ile başladı bu bölüm, bestesi Tooru  Kuciragaoka'ya ait "Sakura yurari".


Atsuko Suetomi'nin, Tanabata konserinde izleyicilere açtığı pencere sadece müzik değildi gördüğünüz gibi. Japon kültürüne özgü ne güzel şeyler tanıttı bize. İşte bir şey daha,  dört yanı deniz olan  ada ülkesi Japonya'nın kıyılarının birinde  kumların ağlarmış gibi ses çıkardığını bilir miydiniz. Besteci Tadao Savai,denizdeki dalgaların sesi ile kumsaldaki kumların harmonisini içinde duyarak bestelemiş “Nakisuna~ Ağlayan kum"  seslerin gizemli dünyasında müthiş bir performanstı. Bu eserin diğer bir özelliği ise Türkiye'de ilk defa Erkin ONAY tarafından bu gece seslendirildi!
Keman ve kotodan son olarak dinlediğimiz parça ise "Kaze no uta- Rüzgarın Şarkısı" idi.

  

 Müziği ve yüreği muhteşem bir sanatçımız Erkin ONAY, Derneğin Japonca öğrencilerinden çiçek alırken.

 

    • Konserde izleyicilerimize Japonların güzellik ve sadelik anlayışını anlatmak istedik. Sanatçıların ilham aldıkları mevsim çiçekleri, otlar, ağaçlar, kuşların ötüşü, böceklerin cıvıltısı, ayın ve yıldızlarının ışıkları, deniz ve rüzgarın sesi. Bunlar dile getirmek istedikleri duyguları temsil eder, karşılığını dinleyicide bulur. Belirgin ve yüksek ses ile söylemekten ziyade mütevazılık, hafif dokunuşlar ile hissettirmek. İşte böyle bir tarif yapınca adeta HAİKU demiş oluyoruz. Bu güzel konser gecesi Suteomi Hanım ve Didem Köktaş'ın beraber sahne aldığı son bölümde, haiku ve haiku denince ilk akla gelen, herkesin sevdiği Matsuo Başo 'nun haikuları ile sona erdi.
      Matsuo Başo, tüm Japonların mutlaka tanıdığı bir haiku ustasıdır. Japonlar Başo'yu Okullarda klasik Japonca derslerinde mutlaka öğrenirler. Başo 1644 yılında doğup, 1694 yılında 51 yaşında bu dünyaya veda etmiştir. Japonya'nın son samuray dönemine, Edo döneminin sonuna denk gelir onun bu dünyadaki varlığı.Bashou'nun yanına çok çıraklar gelir de, Bashou bu dünyada tek başına yaşamayı sever. Kendi başına dolaşıp, gezdiği yerlerde haikular yazar.

    • Başoyu anlatırken Japonlar onun için zarafetin ustası, zarafet yolunun sonuna kadar giden haikucu, "fuga no miçio kiwameta haicin" derler; sıradan dünyadan uzak tekbaşına, güçlü iradesi ile doğru yolu bulmaya çalışan "kokouno haicin" ve bu dünyada yaşayan ama gerçekten gönlü temiz ve duru, belki melek tarif eder "seicoşin no haicin".

 

Atsuko SUETOMİ ve Didem KÖKTAŞ
Bu dünyayı haiku ile ifade edebildiğine inanılan ve saygıyla anılan Basho'nun 3 haikusu.Basho ile aynı dönemde yaşayan besteci Yatsuhashi Kengyo'nun eseri MİDARE ile...

 

Haiku;  5-7-5 hece sayısına göre yazılan, 3 dizelik Japon şiiridir. Haiku diğer Japon sanatlarında olduğu gibi, batılılar tarafından ilk başta güç kavranan, Sabi  ile kuşatılmıştır. Bir yorumcu   " Sabi sözcüksüzlüktür, söylenebilen şey Sabi değildir” demiştir. Haikuda da şair ne hissettiğini açıkca söylemez yani hüzün, mutluluk, keder demez, nadiren bunu yapar.Ancak somut varlıklar kullanır, ağustos böceği, şelale, samanyolu der. Okuyucu bu somut varlığa karşılık gelen duyguyu kendi yaratmalıdır.

 

 閑さや 岩にしみいる せみの声

" Şizukasa-ya  iwani şimi-iru  Semino-koe" 

        "Ne sukunet,  kayaya isliyor , Agustos böcegi sesleri"

 

荒海や 佐渡によこたふ 天の河

"Araumi-ya  Sadoni yokotau  Amano-gawa" 

        "Dalgali bir deniz, Sado* adasinin göğünde, geriniyor Samanyolu"

 

*Sado adasi çok eskiden beri hukumdarlarca görevden uzaklastirilanların, sürgüne gönderildiği yer olarak bilinir,  bu  adada büyük trajediler yasanmıştır. Haikusunda Başo, samanyolunun  butun o yaşananları uzaktan seyrederken, sonsuza kadar sürecek eşsiz manzarasına karşın insanların bu dünyadaki faniliğini hissetiriyor...

Son olarak  Basho'nun hayatinın sonunda, en son olarak yazdığı  veda Haiku sunu okudular. Ancak bu bir veda Haiku’su olmasina ragmen hic uzgun hissetirmiyor. Sanki delikanlı  Başo,  yazin berrak bir nehirde oyunuyor gibi:

          "Ey berrak şelale, dalgalarina dokuluyor,  yemyesil çam ibreleri"

 

 

Konser böylesi bir büyülü anda sona erdi.Sahnede sanatçılara teşekkür ettikten sonra, uzun süre birlikte fotoğraf çektirdik. konsere ilgi gösteren tüm izleyicilerimize teşekkür ederiz. Konuklarımız arasında sahnede keman sanatçısı oğlu Erkin ONAY'ı izleyen Türkiye'nin önemli müzik insanlarından piyanist Gülsin ONAY'ın da bizlerle olması hepimiz için ayrı bir heyecan ve sevinç kaynağı oldu.

Tabiki bu konserin  sahne üzerindeki kadar, sahne gerisinde de bir çok emekçisi vardı. Herbiri gönüllü olarak vaktinden ayırarak konserin kayıkıyla gerçekleşmesi için çabaladı. Gönülden teşekkür ediyoruz.

Bu güzel konser gecesini bizlere Eylem ASLAN sundu.

Sahne hazırlıklarında Fatih ÇELİK, Gökhan ve Nurcan ÖZÇETEMEN görev aldılar.

 

 

  • Bizim gül dalına dilek astığımız gibi, Japonlarda bambu dallarına dileklerini asıp, ertesi gün denize bırakıyorlarmış. Dilek ağacında bol  bol dünya için barış, ülkemiz için huzur dilendi. Anneler, babalar çocuklarına hayırlı kısmet ve iş isterken, Japonya yolculuğu da en çok dilenen dileklerden biriydi. Gerçekleşmesi umudu ile. 

Bambu dilek ağacını süslemede de Niyazi ÖZÇANKAYA ve Yuka DÜLGER günlerce çalıştılar.

 

Sahnede harika bir ayrıntı vardı. Ayrıntı ama mutlaka dikkatiniz çekmiştir. İzmir'de bonsai için gece gündüz emek veren arkadaşımız Nail SARI'nın bonsai çalışmaları. Ege'nin simgesi Zeytin ve İncir ile Japonya'nın bonsai sanatını birleştirdi, salon atmosferini Japonya'ya daha da yakınlaştırdı.



 

Konser Dernek üyelerimizin aidatları ile Bolez Piliç ve Toyo İnk firmasının bağışları kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
Konser organizasyonun eksiksiz gerçekleşmesi için gönüllü olarak emek veren, isimlerini yazamadığımız tüm üyelerimize teşekkür ediyoruz.

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 11 Temmuz 2017 08:26
 




Arama

Üye Girişi



Etkinlik Takvimi (Events)

Last month October 2017 Next month
S M T W T F S
week 40 1 2 3 4 5 6 7
week 41 8 9 10 11 12 13 14
week 42 15 16 17 18 19 20 21
week 43 22 23 24 25 26 27 28
week 44 29 30 31

Galeri

Anketler